AHMED
DAVUDOĞLU
171 NOLU
HADİSİN ŞERHİ:
Bu hadisi imam Buhari Edeb ve Rikaak bahislerinde, Müslim Muhtasaran Ahkâm bahsinde, Ebu Dâvud Et'ime'de,
Tirmizi Birr babında, Nesai Rikaak'da, İbni Mâce Edeb
bahsinde tahriç etmişlerdir...
Lâfızları arasında az
çok değişiklik vardır. Meselâ bir rivâyetde: «Komşusuna
ikram etsin.» diğerinde: «Komşusuna eziyyet
vermesin.» başka bir rivayette: «Komşusuna iyilik etsin.» Duyurulmuştur.
Bunların hepsi komşu hakkının büyüklüğüne râci'dir.
Kaadi Iyâz (Rahimehullah)
bu hadis hakkında şunları söylemiştir: «Hadîsin ma'nası şudur: Islâmın şeriatlerini benimseyen bir kimseye komşusu ile misafirine
ikram ve ihsan gerekir. Bunların her biri komşunun hakkını tanıtmak ve o hakkı
korumaya teşviktir. Allah Teâlâ dahi kitabı kerîminde ona iyilikde bulunmayı
tavsiye buyurmuştur. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
«Cibril (Aleyhisseîâm) bana komşuyu o kadar tavsiye etti durdu ki
sonunda onu bana mirasçı yapacak sandım.» buyurmuştur.
Ziyafet yani misafir
ağırlamak İslâm âdabından, Nebilerle sülehânın ahlâkındandır. Leys,
ziyafeti bir geceliğine vâcib saymıştır. Delili:
«Misafir gecesi her müsiüman üzerine vâcib olan bir haktır.» mealindeki hadis-i şerif ile: «Eğer
bir kavme misafir olur da sizin için misafirin hakkını emrederlerse hemen kabul
edin; bunu yapmazlarsa kendilerine lâyık olan misafir hakkını onlardan siz
alın!» mealindeki Ukbe hadîsidir.
Umumiyetle fukahaya göre misafirperverlik güzel ahlâktan ma'dud-dur. Delilleri Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in: «Onun caizesi bir günle bir gecedir...» hadîsidir. Caize: Bahşiş, ihsan, armağan demektir. Ve ancak
ihtiyarî olur. Resullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) 'in «İkram etsin; ihsan eylesin!»
buyurması da bunu gösterir. Çünkü böyle bir ta'bir vâcib ma'nasmda kullanılmaz.
Üstelik burada komşuya yapılacak olan ikram ve ihsan izafe edilmiştir. Komşuya
ikram ve ihsan ise vâcib değildir. Fukaha, bu babtaki hadisleri: «Sadr-ı İslâmda vârid olmuşlardır» diye te'vil
etmişlerdir. Çünkü sadr-ı îslâmda
yardım vâcib idi. Ziyafeti vâcib
görenler onun hem şehirli hem köylüye mi yoksa yalnız köylüye mi vâcib olduğunda ihtilâf etmişlerdir.
İmam Safi ile Muhammed
b. el-Hakem, her ikisine de vâcib olduğuna
kaildirler. İmam Mâlik ile Suhnun,
yalnız kır ahalisine vâcib olduğunu söylemişlerdir.
Zira misafir, şehirde otellerde ve hanlarda yer, çarşılarda satın alacak
yiyecek bulabilir. Filvaki' bir hadisde : «Ziyafet hayme nişîniere
(çadırda yaşayanlara) vâcibdir. Şehirlilere vâcib değildir.» denilmiştir.
Lâkin bu hadis ulemaya göre mevzu'dur.
Muhtâc olarak yollara düşen kimsenin telef olacağından korkulursa
onu misafir etmek farz-ı ayın olduğu gibi zimmilere
misafir ağırlamak şart koşulursa onların da misafir kabul etmeleri icâbeder. Kaadi Iyaz'ın sözü burada sona erdi.
«Yâ hayır söylesin yahud sussun...» ifâdesinden murad şudur:
Bir - kimse konuşmak isterse evvelâ düşünmeli, eğer konuşacağı şey muhakkak
hayır ve ister vâcib ister mendub
olsun sevabı mucib bir iş ise onu söylemelidir. Şayed hayırlı değilse haram da olsa, mekruh ve mübâh da olsa onu söylenıemelidir.
Şu halde, harama veya mekruha vardıracağından korkuîursa,
mubah sözü dahi konuşmamak mendub olur. Âdetde böyle sözler pek çoktur. Hattâ
ekseriyeti teşkil ederler. Halbuki Allah'u
Teâlâ: «İnsan her ne söylerse (onu yazmak için)
yanında rut! aka hazır bir murakıb vardır» buyurmuştur.
Kulun konuştuğu her
şeyin ve bu arada mubah olan sözlerinin dahi yazılıp yazılmayacağı meselesi
selef ve halef ulemâ arasında ihtilaflıdır. İbn i Abbâs (Radiyallahu
anh) ile bir takım ulemaya göre yazılan sözler sevab veya ikaab icâbedenlerdir. Bu takdirde âyet-i kerîme tahsis edilmiş olur; ve: «Sevâb yahud ikaab icâbedecek
her ne söylerse (onu yazmak için) yanında mutlaka hazır bir murakıb
vardır.» mânâsına gelir. Haram veya mekruha vardırmasın diye şeriat bir çok mubahlardan vaz geçmeyi de
emretmiştir. îkrime'ye göre kulun söylediği her söz
mutlak surette yazılır.
îmam Şafii bu hadisin ma'nâsıyla amel
etmiş; ve: «Konuşmak isteyen bir kimse evvelâ düşünmeli, eğer
söyleyeceklerinden kendisine bir zarar gelmeyecekse konuşmalı; zarar gelecekse yahud zarar şüphesi varsa vaz
geçmelidir.» demiştir.
Mağrib'de zamanının imamı sayılan Mâliki
ulemasından Ebu Muhammed Abdullah b. Ebî Zeyd şunları söylemiştir:
«Bütün hayır âdabı şu dört hadisden çıkar:
1 - «Her kim Allaha ve
son güne imân ediyorsa yâ hayır söylesin yahud sussun!»
2 - «İşine
girmeyen şeye karışmaması kişinin iyi müsiüman
olduğundandır.
3 - Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
'in kısaca tavsiyede bulunduğu zâta: «Kızma!»
buyurması;
4 - «Sizden biriniz kendisi için dilediğini dîn kardeşi için de dilemedikçe (tam) îmân etmiş olmaz.»
Fudayl b. Iyaz'in: «Her kim sözünü
amelinden sayarsa lüzumsuz şeyler hakkında az konuşur.» dediği rivayet olunur.
Zün Nun (Rahimehullah) dahi: «İnsanların nefsini en koruyanı en
ziyade dilini tutanıdır.» demiştir.
Hâsılı insan yerinde
susmalı, icabında konuşmalıdır. Çünkü: «Hakkı söylemekten susan dilsiz
şeytandır.» buyurulmuştur. Binaenaleyh yerine göre
susmakla söylemenin ikiside şerefli hasletlerdir.